Etiket arşivi: Seans

Yoksunluk Yalanı

Yoksun olduğumuz öğretildi bize                                                                             Zihinlerimiz alıştı                                                                                                           İnandık, inanca dönüştü                                                                                           Kabullendik                                                                                                                   Kurban olduk..                                                

Güzel olan ayrıydı bizden..

Aşk ayrıydı                                                                                                                     Özgürlük
İnanç
Sevgi                                                                                                                                 Neşe
Bolluk Bereket
Umut
Güven…
Hepsi ayrıydı
Çünkü bizim bunlara ihtiyacımız vardı!
Bende olmayana ihtiyacım olur, öyle değil mi?
Bende yoksa yoktan da var edemeyeceğime göre, dışardan elde etmeli, bulmalıydım.
Yoksunluk hissi yiyip bitiriyordu işte.
Ben de sahip olmalıydım!
Benim ne eksiğim vardı ki diğerlerinden?
Yoktu bir eksiğim, işte bu saydıklarım dışında.
Özgürlük, sevgi, bolluk bereket, aşk, mutluluk, umut, huzur..
Yoktu bizde bunlardan
En çok da
Birliktelik ayrıydı
Çünkü biz birlikte, bir arada olamadık, olamazdık.

Mesela güzellikle bir arada oldun mu hiç?

20160916_190726Bir oldun mu?                                                                                                         Güzelliğin güzelliğe karışmasına izin verdin mi?                                                             Yoksa bir parça mı koparmak geldi içinden hep, saklamak, biriktirmek ?                               Ya bir daha göremezsem, hissedemezsem, yoksun kalırsam diye korktun mu?
Güzel ol dediler, güzel olmaya çalıştın biliyorum, güzel giyindin, saçını başını düzelttin, makyaj yaptın belki, filtreler falan 🙂
Ama o kadar emindin ki güzel olmadığına, güzel olmaya çalıştın..
Güzelsin diyenler oldu onlara da inanmadın, yok canım değilim dedin.
Ama güzel olmayı istedin.
Güzellikten ayrı olduğunu sandın, onu istedin.
Hayranlık, arzuya, arzu hırsa dönüştü ona sahip olmak istedin. Sende olmayana..

Sevgiden yoksun sandın kendini, sevgiye sahip olmak istedin.
Bolluk Bereket den yoksun olduğunu sandın, sahip olmak istedin.
Mutluluktan, umuttan, inançtan, yaratıcılıktan yoksunduk, muhtaçtık, sahip olmamız gerekliydi, bunun için her yol mubahtı.     Yazıktı bize, kimse istediğimizi vermemişti, o zaman biz almasını bilirdik!
Gerçekten yazıktı bize..
Çirkinleşerek güzelliğe sahip olabileceğimiz yalanına nasıl da inandık!
Kimdi bize bunu söyleyen?
Yoksun olduğumuzu bize söyleyen kim?
………….
Bu yalanı kim uydurdu?
Tam olarak hangi yalanın kurbanları olduk?

O kadar zaman koskoca bir yalana inanmış olan zihinlerimiz ilk başta direnebilirler. Gerçeğe inanmak yalana inanmaktan daha zor gelebilir.                                                           Olsun..Bir kere de aynanın karşısına geçip kendine ‘Kral Çıplak’ de.                              Hergün kendine tekrar ve tekrar nelerden yoksun olduğun yalanını söylediğini düşünürsen 10′ da 1 ‘ ini gerçeğiyle takas edebilirsin, başlangıç olarak.
O gerçek tam olarak ne mi?                                                                                           Tam olarak neden yoksun olduğunu düşünüyorsun?                                                         Bu sadece bir düşünce.                                                                                             Gerçek bu değil!                                                                                                         Gerçek ne mi?                                                                                                         Yoksunluk yalanına göre; olduğundan ayrı olduğuna inandırıldın.                                         Aslında Sen…

Mutluluk, neşe, aşk, inanç, umut, yaratıcılık, güven, merhamet, güzellik, özgürlük, denge, öz, koşulsuz sevgi ile birsin, tüm bunların ta kendisisin.

Şimdi bu gerçekle neler değişir?


 

Biraz duralım mı?

Biraz duralım mı?

Ne dersin?

Yorulmadın mı koşturmaktan?

Sürekli düşünmekten?

Hesap yapmaktan?

Kontrol etmeye çalışmaktan?

Sorgulamaktan ?

Yargılamaktan yorulmadın mı?

Ben yoruldum..

Zihnim önde ben arkada, nereye gittiğimin farkında olmadan yol almaktan..

Yoruldum.

Mutsuzluğun sebebini ararken, mutsuzluğun kendisi olmaktan.

Yoruldum.

Şu halimize bak !

Ama önce bir duralım mı?

Durmak zor geliyor biliyorum.

Ardında kocaman bir boşluk var çünkü.

Peki şimdi ne olacak diyen zihnin var.

Boşluğa alışık olmayan, alışık olmadığı için de deli gibi korkan.

Durmaktan; tanımlayamadığı, bilmediği, alışık olmadığından korkan zihnin.

Peki ya sen ?

İstediğin gerçekten bu mu?

Bir korkunun peşinden koşmak mı?..

Korkudan kaçmak değil, tam da o korkunun peşinden koşmak!

Yoksa neden durmadan koşasın ki?

Zihinsel bir koşu bu; bazen yerinden hiç kımıldamadan da koşabiliyorsun.

Düşüncelerin seni ordan oraya sürüklemesine izin veriyorsun.

Evet sen izin veriyorsun!

En çok hangi düşüncelerin peşine takılıyorsun?

En çok hangi düşüncelerin seni sürüklemesine izin veriyor olabilirsin?

……………………………………

20150713_184501

Bir an durursak nolur?

Biraz düşünmesek..

Biraz hesap yapmasak..

Kontrol etmeye çalışmasak..

Sorgulamasak..

Yargılamasak ne olur?

Olmuyor mu? Yapamıyor musun?

Gerçekten denedin mi?

Yoksa zihnin mi yine konuşan, yapamayacağını söyleyen?

Ah o herşeyi bilen zihnimiz yok mu?

Daha doğrusu her şeyi bildiğini zanneden,

Bütün cevapları bilen şirin şey 🙂

Madem bütün cevapları biliyor, o zaman seni hala mutsuz eden şey ne olabilir?

Yoksa zihninin bulduğu cevaplar seni tatmin etmiyor mu artık?

Gerçekten bu cevaplar tam olarak nerden geliyor?

Peki bu sorular?

Bu soruları soran ve bu cevapları veren tam olarak kim?

Biraz duralım mı?

Bi nefes alalım.

Belki de koşturup koşturup yerinde saymaktır mutsuzluğun sebebi.

Hep aynı soruları sorup aynı cevapları almak.

Hep aynı şeyleri sorgulamak.

Hep aynı hesapları yapmak.

Hep aynı şeyleri kontrol etmeye çalışmak.

Hep aynı yargılarda bulunmak.

Hep aynı yerde durmak, aynı şeylere tutunmak.

Yol aldığını sanırken, aynı yerde sayıyor olmak.

Akıntıya karşı kürek çekmek.

Akışta olamamak, An’a teslim olmamak olabilir mi?

Biraz duralım mı?

Biraz dinlenmek için.

Zihnimizde dönüp duran düşüncelerin ötesine geçebilmek için.

Asıl cevapları duyabilmek için.

Yenilenebilmek, değişebilmek, dönüşebilmek için.

Hayatın keyfini çıkarabilmek için.

Gerçekten yol alabilmek, hatta koşabilmek için.

Özgürleşmek için.

Akışta olabilmek için.

Zihninin ötesindeki Sen’le tanışmak için..

Biraz duralım mı?

Ne dersin?

Cinsiyet Oyunları

Cinsiyet oyunlarında hangi rolü aldın?
Kadın veya Erkek olmak adına neyi kabul ettin?
Bak bu ‘Kadın’.. dediler.
Kadın şöyle olur, şunu giyer.
Şunu yapar bunu yapmaz.
Oraya gider, buradan gelir.
Onunla konuşur, böyle konuşur, böyle bakar.
Şunu ister, bunu istemez. Kadınlar ne ister? Ne istedikleri bilinmez? Yahu bunlar herşeyi ister, ama ne istediğini bilmez! Zaten ne istediğini biliyorsa ona kadın denmez.             Kadın dediğin ne istediğini bilmeyecek bilirse eyvahlar olsun. Bilmesin zaten, gerek yok, biz söyleriz. Kadın dediğin höt dedin mi korkacak, korkmayan kadın yoktur, olmamalıdır. Sakıncalıdır. Korktuğu halde korkusunun üzerine giden zaten bizden değildir.
İşte budur kadın dediğin..Hani olmaz ya diyelim ki böyle olmazsan sana şöyle kadın derler. Öteki derler. Olmamış derler. Yanlış derler, çok ayıp derler. Böyle kadın olmaz olsun derler. Kadın dediklerinden neyi onayladın?

Neyi kabul ettin?
Erkek olmakla ilgili?
Erkek dediğin nasıl olur?

Ne yapar, ne yapmaz?                                                                                                   Nasıl davranır, nasıl davranmaz?
Neyi giyer neyi giymez?
Kimi sever, kimi sevmez?                                                                                               Nasıl sever, nasıl sevmez?
Nasıl durur? Durur mu erkek dediğin? Yok canım ne durması, eli dursa gözü durmaz! Hayır yani bağlasan durmaz. Zaten delikanlı adam durmaz, ama adam dediğinin orası burası oynamaz! Orası burası oynarsa o adama adam denmez, hele erkek hiç denmez! Olsa olsa kadın gibi erkek derler. Hatta onu da demezler ya neyse..Erkeksen çık dışarı derler. Erkek adam korkmaz derler, korksa da belli etmez derler.
Erkek dediğin böyle olur dediğinde, böyle olmalıdır!                                                        Öyle ya da şöyle olamaz, olmamalı, oldurtmazlar!

 

images

Nasıl olman gerektiğine dair neyi kabul ettin tam olarak?

Nasıl olmamız gerektiği, nasıl olmamamız gerektiğine bağlıydı. Yani Karşı Cinse..             Sen olmayan hangi kimliği var ederek kendini tanımlamaya çalıştın?    

                             Orada bir Kadın var uzakta, o kadın bizim kadınımızdır.                                                      Ve O kadın biz değiliz. Biz kim miyiz? Biz o kadın olmayanız ! Yani Erkeğiz!                
Neyi genelledin karşı cinse dair?                                                                                                        İşte bu Erkeklerin hepsi aynı !
Hangi karşı cinse karşı oldun?
Birlikte olmak yerine ayrı olmayı seçtin?
Karşı olmayı yücelttin?
Karşı cinse karşı davrandın, karşına aldın?
Ne kadar da moderndik halbuki, ne kadar da farkındaydık her şeyin.
Kimin nasıl olması gerektiğine dair her türlü bilgiye sahiptik!
Anlattık, bağırdık, vurduk, kırdık, öldürdük hatta..
Anlamadılar!

Olmayana karşı, olduramayana karşıydın, sen ne güzel olmuştun halbuki!
İstemediğini öyle güzel biliyordun ki ne istediğini bilemedin.
Kendini nasıl bildin?

Hangi cellat olup kurbanını seçtin, hangi cellata kurban oldun?
Öyle kolay kabul ettin, öyle kabullendin ki öylesine inandın, öyle sandın.
İyi yada kötü, doğru ya da yanlış biri olmaya o kadar ihtiyacın vardı ki; gerçek olmayanı, belki de kocaman bir yalanı kabul ettin.
Bütün bu olması gerekenlerin ötesinde bir sen vardın.
Onu gerçekten tanıyamadın, var edemedin.
Sen sen olamayınca, olması gerekenler girdi araya, karşındaki de karşındaki kadar kaldı.
Halbuki ne kadar güzelsin sen kadın, erkek, insan; olduğun ya da henüz olamadığın gibi.
Merakına değil de bildiklerine yenik düştün. Merak etmeyi unutmuştun çoktan. Ne güzeldi merak etmek, yeniliğe açmak kendini, keşfetmek. Tanımadan tanımlamak ise bir alışkanlıktı artık. Önceden tanımlanmış olana uydurmak, kategorize etmek, kalıplara sokmak.
Tanımlar üzerinden sorgulamak, yargılamak.
Bu cinsiyet oyunlarında sen kim olmayı seçtin?

Kimi varettin, kimi yarattın?
Hangi kadın oldun sen? Hangi kadınları, erkekleri karşına aldın?
Hangi erkek oldun sen? Hangi erkekleri veya kadınları öteki saydın?
Acaba neler kaçırdın, neler ıskaladın?
Sen kendini kim sandın?
Sen aslında kimi yok saydın?

Bu cinsiyet oyunlarında hangi rolü aldın?

Aşkı düşünmek mi? Aşka düşmek mi?

Annen seslendi arkandan;                                                                                                    –Oğlum koşma düşersin!                                                                                             Baban sıkıca tuttu elinden;                                                                                                  –Kızım yavaş.. düşeceksin!                                                                                                     Düşme canın yanar..düşme bir yerini kırarsın..düşme üzülürsün..ağlarsın..düşme!

Sen ise; yüzünde kocaman bir gülümseme, belki de çığlık çığlığa koşuyordun.
Saçın başın dağılmış, üstün başın kimbilir ne halde. Düştün belki, belki canın yandı, biraz ağladın, ama kalktın tekrar. Kalktın çünkü keşfetmek gerekti, oyun oynamak gerekti. Koşarken rüzgarı hissetmiştin bir kere; saçlarını nasıl havalandırdığını, kulağındaki o sesi, tenindeki serinliği, bi daha nasıl vazegeçebilirdin ki? Sanki uçmuştun bir keresinde o çukurun üzerinden atlarken, öyle bi çığlık atmıştın ki duyduğun sese en çok sen şaşırmıştın. Kalbin ağzının içinde atıyordu sanki, ödün kopmuştu, nefesini kontrol edemiyordun ama gülüyordun bir taraftan kahkahalar atarak, bu harika birşeydi, tekrar yapmalıydın bir an önce..Koşmaktan vazgeçmeyen o çocuk gibi; canının yanacağını bile bile değil de canının yanma ihtimalinin ötesinde, rüzgârla dans etmenin peşine düşmeyeli ne kadar oldu?

özgürlük

Ne zamandır kabuk bağlayan yaraların geçmeyeceğine, geçse bile kötü bir iz kalacağına inanıyorsun? Kendini rüzgara bırakmaktan ne zaman vazgeçtin? Her deneyimin aynı olacağına nasıl ikna oldun? Deneyimlemekten ne uğruna vazgeçtin? Tam olarak ne, seni bu neşe, coşku ve merak dolu keşiften alıkoyan ?

Hayata güvenmekten, aşka inanmaktan, kendini tanımaktan nasıl oldu da korkar oldun? Düşmekten korktun, ‘Aşka Düşmekten’, bilinmeyene kendini bırakmaktan, acı dolu deneyimler gözünü korkuttu tabi. Ya tekrar düşersem, ya yine canım acırsa?

Aşka düştüysek çoktan?                                                                                                       
Ana rahmine düştüğümüzde, aşka düştük çoktan. Acıya düşmek de beraberinde geldi.     İlk kopuş ve sonrasında gelen suretler..Dünyaya geliş ise bambaşka bir kopuş ve düşüştü. Acıya rağmen deneyimlemeye geldiysek demek ki! Aşka düşmenin, acıya düşmek olmadığını, bununla birlikte, Acının; gerçek aşka düşme cesaretini gösterme yolunda en büyük sınav olduğunu deneyimlemeye geldiysek? Aşka düşmenin dönüp dolaşıp kendi içindeki dehlizlere düşmek olduğunu..Düşme eyleminin kendisine de aşık olunabileceğini..Düşmenin, kendinden geçmek olduğunu, kendini eyleme bırakmak, teslim olmak ve kaybolmak olduğunu..Her kayboluşun, yeni bir buluş olduğunu, her buluşun yeni bir keşife niyet olduğunu..Her niyetin yeni bir düşüş ya da vazgeçiş olduğunu..         Etrafında dolaşmakla, düşmenin bir olmadığını; tahmin etmekle, hissetmek kadar yakın ama farklı olduğunu..

ve herşeyden önemlisi; Aşka düşmek ile, bilmenin hiçbir alakası olmadığını..Düşmenin, zihnin ötesinde olduğunu, bilinemeyeceğini, tam da bu yüzden tanımlanamayan olduğunu,                                                                            Aşkın bilinmeyen olduğunu, herhangi bir düşünce ile sınırlandırılamayacağını,        Aşkın ‘olmak’ olduğunu..
 Şimdi….                                                                                                                       bütün bunları bilerek geldiğimizi,                                                                            hatta sırf bunu deneyimlemek için geldiğimizi,                                                         bildiğimizi unutup, hatırlamak için geldiğimizi..

Aşka düşmek için hayata düştüğümüzü..nasıl söylesem? 

 

Savaşın kiminle Cengaver ?

Hayatıımın farklı dönemlerinde karşıma çıkan, bana kendi içimdeki Cengaver’i aynalayan; arkadaşlarım, dostlarım, sevdiklerim, kendim ve diğerlerine..sevgiyle..

Savaş alanından yeni çıkmış bir cengaver gibisin; yorgun ama gururlu..Dinlenmeye vaktin yok, çünkü hayat bir savaş alanı senin için; biri bitse öteki başlar. Zaferler kısa sürdüğü gibi yenilgiler de ağır olur. Gücünü toparlamak, silahlarını hazırlamak, stratejileri hesaplamakla geçer iki muharebe arası. Hep hazır olmalı bu cengaver savaşa, gardını düşürmemeli hiç!

Ne kadar güçlüsün!

Hiç mi bitmez bu zor zamanlar, savaşlar? Hep böyle mi geçer hayat? Hiç mi barış olmaz? Hiç mi bahar gelmez? Hiç mi kutlamayacağız Hayatı ?

-Neden savaşırsın?

-Ben bir savaşçıyım!

-Peki ne için savaşıyorsun?

-……..

Hayatta kalmak için mi? Mecbur kaldığın için mi? Zaferler kazanmak için mi? Başka bir şey bilmediğin için mi yoksa?

Tam olarak ne için savaşıyorsun?

Aslında kiminle savaşıyorsun?

Biliyorum canım arkadaşım nasıl zordur, öyle kolay kolay söyleyemez insan, bırak söylemeyi aklından bile geçiremezsin. Koskoca insanlarız ne de olsa !

Ne kendimizle savaştığımızı söyleyebiliriz, ne de yardım isteyebiliriz, koskoca insanlar! Cengaveriz ya 😉

Öyle miyiz gerçekten, koskoca insanlar mıyız? Yoksa kocaman bedenlere gizlenmiş küçük, kırgın, ürkek ve bir o kadar da öfkeli çocuklar mıyız? Ne dersin? Neden söyleyemeyiz ki, altı üstü bir cümledir aslında..”yardım eder misin?”, “yahu halledemedim kendi başıma”, “Sana ihtiyacım var”.. her zaman her şeyi tek başına halletmek marifet midir arkadaşım? Tek başına ayakta durmak, güçlü olmak her zaman mı makbuldur? Öyleyse yalnızlık neden içten içe kanına dokunur be güzel arkadaşım? Bu içine kapanmalar, kaçışlar, arada gidip gelen buhranlar ne olacak? Kendi başımıza halletmeye çalıştığımız ama belli ki halledemediğimiz, bir de üstüne üstlük kırıp döktüklerimiz ne olacak? Ya boş ver hallolur bir şekilde, sen takma kafana, geçer.. diyerek görmezden gelmeye, üstünü örtmeye, kulak arkası etmeye çalıştıklarımız, gerçekten yokmuş gibi davrandıkça azalarak biter mi? Ne dersin Cengaver?

Savaşın kiminle Cengaver?

Zor günler yaşıyorsun biliyorum. Tam olarak nasıl bilebilirim ki, hissediyorum; bazen sıkışan yüreğini, anlamakta zorlanan zihnini, çırpınan ruhunu, hissedebildiğim kadar işte. Nasıl da istiyorum sihirli bir değnek olsa elimde ve sen hiç ama hiç acı çekmesen. Mümkün mü? Ah keşke nasıl isterim biliyor musun? Bilmez olur musun, benim canım yansa sen de koşup gelmez misin? Yanımda olmak, benim yüzümü güldürmek, acımı dindirmek istemez misin? İstersin tabi hem de nasıl. Bazı acılar öpünce geçmeyen cinsten oluyor ama. Sanki tırtılın kelebeğe dönüşmesi, yada doğum sancısı gibi, büyümek gibi..bizim dışardan, büyük resmi göremediğimiz acıya odaklandığımız dönüşüm sancıları gibi..
Bir taraftan da tanıyorum o çocuğu “bak ben yaptım” diyerek zaferini kutlamak istiyor bir an önce. Herkes onu alkışlasın da “aferin sana! sen kocaman olmuşsun” desin. Biz kocaman olduk be güzel arkadaşım sen aferinlerin en güzelisin zaten. Büyüdük artık, bak kocamaaaaan olduk 😉 Artık ne ben senin yerine, ne de sen benim yerime birşey yapamayız. Herkes kendi yolculuğunda, kendi gemisinin kaptanı. Senin zaferlerini, aferinlerini almam, alamam merak etme. Sana sevgimi verebilirim, oyun oynamaya devam edebiliriz, canın yandığında elini tutabilirim, belki ağlarım seninle, kafan karışırsa sana seni hatırlatabilirim; zaferlerini, cesaretini, yorulduğunda dinlenecek limanın olabilirim. En fazla bunları yapabilirim ve sen de istersem yaparsın bilirim.
İstersek!

Biz olmaktan vazgeçtiğimizde, sapla samanı karıştırdık, yalnızlığımızdan güçlü bir Cengaver yarattık, onu korkularla, öfkeyle besledik, kazandığımız zaferler bu yüzden yetmedi, yenilerini istedik. Kapalı kapılar ardında karanlıkta besledik bu Cengaveri. Dipsiz bir kuyunun içinde; mutsuz, umutsuz, yalnız, çaresiz ama güçlü ve gururlu..Paylaşmak güzeldi şüphesiz; ama bu dipsiz kuyunun içinde hayali düşmanlarla savaşan Cengaver; daha elindeki yükü taşırken yardım etmek isteyene ‘ben yaparım’ diyen, omuzlarındakini mi paylaşacaktı sorgusuz sualsiz? Haklıydı, öyle alışmışıtı ki ‘ben yaparım’ demeye ‘yardım eder misin?’ demeyi unutmuştu çoktan ve hatta zayıflık sanmıştı.

Şimdi gel hatırlatalım paylaşmayı o Cengaver’e; yardım iste, elini tutacak, sadece dinleyecek, yüzünü güldürecek, umudunu yeşertecek birileri mutlaka vardır. Yardım iste güzel arkadaşım insanlara güven, sevginin gücüne güven, kendine güven, yeniden gülebileceğine, bu acının geçeceğine, sana söylenmemiş bütün aferinlere güven onların hepsi senin. Şimdi hayata güvenme zamanı, şimdi paylaşma zamanı.

Hadi gel güzel arkadaşım..

Hadi gel Cengaver, bitirelim bu savaşı..

Kendinden umutlu musun?

 

Farkında mısın? Galiba sınanıyoruz! Acayip bi şekilde! Yada sınıyoruz kendimizi..
Bazen hayat, bazen de biz kendi kendimizi sınıyoruz. Mutlu olmak, keyifli olmak, hayatın tadını çıkarmak her zaman mümkün mü acaba? Kim bilir? O yüzden midir birşeyler yolunda gittiği zaman arkamızdan biri bizi takip ediyormuş gibi dönüp dönüp bakarız? Bir tedirginlik hali bir huzursuzluk takılır sanki peşimize. “Herşey yolunda gidiyor aman maşallah, nazar değmesin, kimseye anlatma, dur bakalım hemen sevinmeyelim nolur nolmaz! Boşuna umutlanmayalım, sonradan üzülmektense, sevinmeyelim daha iyi !”

Daha mı iyi?
Neden umutlanmayalım? Umutlanmak kötü birşey mi? Hayata dair, kendine dair umudu olmalı insanın ki bu hayatın bir anlamı olsun. “Boşuna umutlanmak” !? İse bambaşka bir mevzu. Bizler başımıza gelecek olumsuz ihtimallere bu kadar mı bağımlı olmuşuz? Oralardan o kadar çok beslenir olmuşuz ki, kendimize dair umudumuzu çoktan yitirmişiz de haberimiz yok! ” ben varya ben! En ufak bi olumsuzlukta hemen pes ederim arkadaş! Vazgeçerim, arkama bile bakmam, üzülmeye tahammülüm yok, hele hayal kırıklığına uğramaya hiç niyetim yok! Varsın olmasın ben boşuna heveslenmeyeyim de! Gerekirse böyle umutsuz umutsuz yaşar giderim. Amaaan nolcak ki boşver..”
Elimiz kulağımızda hatta böğrümüzde bekleriz gelecek olan olumsuzluğu, çünkü herşey bu kadar kolay olamaz! Biz bu kadar kolay mutlu olamayız! Olmamalıyız! Mutlu olmak zor birşey olmalı hem dee çoook! Neden? Ciddi ciddi soruyorum ” mutlu olmak neden zor olmak zorunda ?”…….
Bu gerçekten bir zorunluluk mu, yoksa tercih mi? Biz gerçekten kendi tercihlerimizi yaşadığımızdan emin miyiz?

Üstün Dökmen / Küçük Şeyler kitabından..
Üstün Dökmen / Küçük Şeyler kitabından.. 

Diyelim ki güzel bişeyler oluyor hayatınızda, birşeyler değişiyor, siz değişiyorsunuz, hep beklediğiniz yada istediğiniz birşeyler, birdenbire oluveriyor işte ve siz acayip mutlusunuz. Veeee işte başlıyor sizinki konuşmaya;
“bak emin misin, gerçekten bunu hakkettiğini düşünüyor musun? Herşey bu kadar güzel olamaz canım, mutlaka bi çapanoğlu çıkar altından.. Sen kimsin ki bunu hakedesin, hakedecek ne yaptın ki? Herkes mutsuz bi sen mutlu anasını satayım! Herkes aptal bi sensin akıllı ! Bırak bu ayakları aklını başına topla ortalık fena karışacak birazdan az kaldı. Temkinli ol, şimdiden ayaklan ufaktan uza ki sonra ortada kalma!”

Sonra birden bişey oluverir, bazen tam da beklediğimiz gibi, beklediğimiz bir zamanda, yada hiç hesapta yokken. Haydaaa bu da nereden çıktı şimdi? Ne güzel herşey yolundaydı! Acaba nereden çıkmış olabilir?

Hayat bizi sınar işte böyle, tam herşey yoluna girmişken, acaba emin misin? Hazır mısın diye yoklar seni, bakalım ilk seferinde basıp kaçacak mısın?
Farelerden misin, yoksa kaptan mı? Bu gemiyi gerçekten yürütmeye niyetin var mı? Yoksa yalandan mı açıldın denize? Öylesine mi bütün bu haller? Gerçekten cesaretin var mı bu dalgalarla boğuşmaya? Deniz durgunken herşey çok güzeldi değil mi, peki çalkantılıyken de sevebilecek misin bakalım?

“Hadi canım kolay gelsin! ” der hayat ve sana bırakır..Seçim yine senindir..

Hayat bir ödüldür!

Hayatta karşımıza çıkabilecek en büyük zorluk kendi korkularımızla yüzleşmek, yaşayabileceğimiz en büyük tutsaklık kendi zihnimizin sınırlarıyken, ödülü de cezayı da dışarıdan almaya alışmış olmak, hayatımızın sorumluluğunu üstlenme, ona yön verme, yolalma, ilerleme ve dilediğimiz hayatı yaratma kabiliyetlerimizi unutmamıza neden olabilir. Kendi gücümüzün farkına varmak, onu hatırlamak, hakkettiğimiz ödülü yani kendi hayatımızı kendimize teslim etmek için hiçbir zaman geç değildir..Şimdi kendine bir iyilik yap; ödülünü kendine teslim etmek için harekete geç..Bu yolculukta yalnız değilsin, mutlaka elinden tutacak, gözlerine sevgiyle bakacak, seni kucaklayacak birileri vardır, yapman gereken teş şey kafanı kaldırıp etrafına bakmak; sevgiyle, inançla, umutla..Belki de etrafında yollarınızın birleşeceği birileri vardır, daha kuvvetli olmak için seni bekliyorlardır, kim bilir?

 

kupa secilen-06

 

Kupa Kişisel Gelişim ve Drama Merkezi, 2014 Aralık ayında hayatlarımıza birer ödül gibi girdi..Sonrasında kendiliğinden çıkıverdi bu slogan ‘Hayat bir ödüldür! Senin hayatın senin ödülün.’

Hayatlarımızın birer ödül olduğunu farketmemizle başlamıştı herşey..Kendi yolumuzda ilerlerken yollar birleşmiş, biz birlikte yürür olmuşuz kendiliğinden..Hayatın kendisi bir ödülken, yolda karşına çıkardığı insanlar da birer ödülmüş aslında. Birlikte yol almak ne büyük keyif ne büyük mutlulukmuş, birlikte inanmak, bir ken çok-çokken bir olabilmek.. Birlikten kuvvet doğar derler ya; o kuvvetin sevgiden, güvenden, inançtan, neşeden geldiğini deneyimlemek ne büyük ödülmüş..Aslında rakamlar, istatistikler, ünvanlar, sıfatlar, takdirlerden, alkışlardan öte, yüreğinin taa içinden gelen bütün bedenin ve ruhunda hissedebildiğin ve hesapsızca herkesle paylaşabildiğin şey gerçek bir ödülmüş..

IMG_3936
Demet Ulus, Özge İlker, Ayşe Burcu Eren Önen KUPA ‘da birlikte yol alıyoruz.. Sevgili dostlarım, ödüllerim..

Biz paylaşmak için yola çıktık..hatırlamak, hatırlatmak için..farketmek, farkettirmek için..çoğalmak için..çünkü ne kadar çok olursak o kadar Bir oluruz,..özümüzdeki sevgiye..gerçek potansiyelimize, ödülümüze ulaşırız..

Şimdi ödüller sahiplerine ulaşırken, bu mutluluğu paylaşmak o kadar keyifli ki, ailelerimiz, dostlarımız, arkadaşlarımız, henüz tanışmadıklarımız her an yeni bir keyifle KUPA’ya geldikçe biz daha da mutlu oluyoruz..Gelin birlikte hatırlayalım, farkedelim, paylaşalım, eğlenelim, keyfine varalım, öğrenelim, deneyimleyelim, üretelim, yaratalım, şu güzel ödülün tadını çıkaralım 😉

www.kupakisiselgelisimvedramamerkezi.com

www.facebook.com/kupakisiselgelisimvedramamerkezi

instagram / @kupakisiselgelisimdramamerkezi

twitter / @kupakgvdm