Etiket arşivi: Korku ve Koru(n)ma

Destekgiller ve Köstekgiller :)

Yeşilçam filmlerindeki bir türlü anlaşamayan, hep farklı fikirleri savunan, fırsat buldukça kapışan, kavga eden aileler gibi iki zıt familyadan geliyoruz aslında.. desem, ne dersiniz? Değişim ve dönüşüme ne kadar açık olduğumuzu biraz da eğlenceli bir bakış açısıyla değerlendirelim istedim. Hadi bakalım Destekgiller’den mi yoksa Köstekgiller’den misiniz?

Adından da anlaşılacağı üzere Destekgiller hem etrafına hem kendine her daim destek olanlar, Köstekgiller ise hem etrafına hem de kendine mümkünse köstek olmayı benimsemiş olanların familyasıdır..

-Aaa yok canım ben kesin destekgillerdenim, kimseye köstek olmuşluğum yoktur, çok şükür.. 

diyebilirsiniz..Acele etmeyin derim 🙂

Gelin biraz yakından tanıyalım kendilerini;

Köstekgiller, Korku ve Koru(n)ma

Aslında Köstekgiller de bunu her zaman bilinçli olarak yapmazlar asıl amaçları sevdiklerini ve kendilerini korumaktır..Köstekgiller için mutluluğun formülü çok basittir : Az hareket, minimum risk, bilinen ve denenmiş olana evet, bilinmeyen ve denenmemiş olana hayııırr!! Sizi ve kendilerini korumak için bildikleri en iyi yol ‘korku yaratmak’ tır. Şu şekilde konuşmalarından onları tanıyabilirsiniz;

Ya olmazsa, beceremezsen, rezil olursun!

Hayır zaten ne gerek var?

Olmadık işlerle uğraşıyorsun. Herkes için belirlenmiş bir standart yaşam formu ve yapılacaklar listesi var.

Şimdi kusura bakma ama sen de biraz kaşınıyorsun yani, aklın fikrin hep olmadık işlerde..Sürüden ayrılanı kurt yer ona göre ! ayağını denk al..

Hayır ben senin iyiliğin için söylüyorum, sen üzülürsün sonunda..yine de sen bilirsin tabii..

Hayata bakış açıları, felsefeleri yaklaşık olarak böyledir. Mümkünse etrafında risk alan kimse olmasın, eğer risk alıyorsa başarısız olsun ki hayata dair bildikleri gerçekler bir kez daha doğrulansın ve sonunda ‘ yaaa gördün mü bak..ben sana demiştim!’ diyebilsinler..Doğrudur da zaten onlar gerçekten sizin iyiliğinizi istemişlerdir ve en başında sizi uyarmışlardır. Korku yaratma, korkudan beslenme aslında bir kültürdür ve bu kültürü besleyen çok önemli ve köklü dinamikler vardır. Bireyler bu kültürü öğrenilmiş çaresizlikler, eğitim sistemi, toplumsal normlar, dinsel dogmalar ve hatta genlerden gelen güçlü etkenlerle içselleştirirler ve bu kültürün bir parçası olurlar..Yanii Köstekgiller deyip geçmeyin kendileri çok köklü bir familyadır 🙂 Ve bizi en zayıf noktamızdan kendi içimizdeki köstekgil mekanizmamızdan vururlar hep, en yakınındakinden korunmak en zor olanıdır çünkü seni seviyordur, korumaya çalışıyordur ve haklıdır, daha ne olsun! Bununla birlikte insanlığa ve onun gelişim sürecine baktığımızda Köstekgiller’e rağmen değişim ve dönüşüm bi şekilde devam etmiştir. Nasıl mı?

bizim aile

Destekgiller, Değişim ve Dönüşüm

Kolay bulunmaz ne yalan söyleyeyim, hani bulduysanız kıymetini bilin, yakasına yapışın, klonlayın vs. 🙂 Şaka bir yana değişim ve dönüşümü desteklemek her babayiğidin harcı değildir. Bu familyanın insanlarının kaderinde dışlanmak vardır;

Bak bak hallere gel! herkes aptal bi sen akıllısın değil mi?

Bunlar böyle şekerim farklıyım da farklıyım. Ayol farklısın da noluyor yani !

yazık bunun da kafa gidik işte n’apcan..

şeklinde yaklaşımlara mağruz kaldıklarında kendilerine köstek olmayıp, değişim yönünde destek olanlardır. Kendi döneminin genel geçer kurallarının aksine öncü ve yaratıcı liderler, sanatçılar, bilim insanları bu familyanın üyelerindendir. Aile içi eğitim çok belirleyici olmakla birlikte; bireysel merak, farkındalık, gibi etkenlerle sonradan da öğrenilebilir ve geliştirilebilir. Destekgiller kendileriyle ve sizinle şuna benzer konuşmalar yaparlar;

Çok güzel olabilir, mutlaka denemelisin, ne kaybedersin ki?

Neden olmasın?

Ya olursa..

Sonucu ne olursa olsun, yapmak istiyorsan hiç düşünme!

Bir hayalim/fikrim var!

Olsun ben bunu yapmak istiyorum! ‘ vs…

Etrafımıza şöyle bir bakacak olursak; insanlığın nereden nereye geldiği, neler ürettiği, neler yarattığını gözlemleyebiliriz. Gördüğümüz, deneyimlediğimiz, farkettiğimiz, temas ettiğimz herşey de insanlığın değişim, dönüşüm ve ilerleme tarihinin izleri mevcuttur. Bugün hayatımızda benimsediğimiz, kanıksadığımız, olmazsa olmaz dediğimiz maddi manevi birçok değer bundan yıllar önce birilerinin hayaliydi ve o birirleri; etrafındakilerin ve mevcut koşulların ‘ hadi canım sen de saçmaladın artık, öyle şey mi olur Allahaşkına..Hem zaten yapılabilecek birşey olsaydı çoktan yapılırdı..işin gücün yok mu senin? boşu boşuna zaman kaybı…‘ vs şeklindeki köstekgil yaklaşımına uyup hayallerinden vazgeçmeyenlerdi.

İşin ilginç tarafı başa çıkılması zor olan köstekgil yaklaşımı çevremizdekilerden ziyade kendi içimizdeki köstekgil zihniyetidir. Çünkü eğer kendi destekgil mekanizmamız köstekgilden daha güçlüyse çevremizdeki insanların ne düşündüğü ne söylediği ve nasıl davrandığı bizi daha az etkiler. Bununla birlikte tam tersi bir durum söz konusuysa işimiz zordur, çünkü insanlık tarihiyle beslenmiş bir ‘ne olursa olsun öncelikle hayatta kalmalısın ve bunun için önceliğin güvende olmak. Güvende olmak için gözünü dört aç, sürüden ayrılma, sana öğretileni tekrar et, risk alma !’ felsefesi, öğretisi, yaklaşımı, adeta refleksleşmiş, damarlarımızdaki kana, DNA’mıza, soluduğumuz havaya işlemiştir.

Hayatta Kaldım!.. Eee Şimdi ?

Peki biz bu kadar güçlü bir sistem karşısında, ki sistemin bir parçası olmuş durumdayken, nasıl oluyor da değişim ve dönüşümü deneyimliyoruz? Nasıl oluyor da ilerleyebiliyoruz?İnsanın hayatta kalma içgüdüsü kadar önemli bir başka özelliği ‘yaratım gücü’, ‘yaratıcılık’ aslında pek de hafife alınacak bir güç değil.

Köstekgiller tarafı gücünü biraz da buradan almakta; güvende olmak hayatta kalmanın olmazsa olmaz bir ön koşulu, dolayısıyla yaratıcı gücünü kullanabilmek için de..

‘Evladım ben sana top oynama demiyorum, hızlı koşma düşersin, çok koşma terlersin, terli terli soğuk su içme, bir de dikkatli oyna kafanı gözünü patlatma, bir de arkadaşlarına dikkat et, ben sana güvenmiyor değilim güveniyorum da çevreye güvenmiyorum… ‘ vs.

Aslında söylemek istediği ; ‘Hayatta kalmak zorundayız çocuğum türümüzü devam ettirmeliyiz, neden diye sorma ! öyle işte. İki kuruşluk eğlence uğruna canına kast etme, gerek yok. Bir de ben seni koruyayım diye, annelik, sevgi, koruma içgüdüsü vs. gibi bir sistemim var, senin başına birşey gelirse ben mahvolurum, yorma beni çocuğum güvenli güvenli hadi bakayım. Hem hayatta kalamazsan top da oynayamazsın öyle değil mi?’

Buna benzer deneyimlerle (teşbihde hata olmaz derler 🙂 Köstekgil mekanizması çocukluğumuzdan itibaren çok güçlü bir tohum gibi ekilir zihnimize, hayatta sınırlar vardır, olmalıdır ve biz önceden çizilmiş bu sınırlar içinde hareket ettiğimiz sürece güvendeyizdir. Zamanla zihnimizdeki bu tohum büyür, serpilir ve biz olur ve biz de sistemin bir parçası..Haksızlık etmeyelim şimdi o sistemin de kendi içinde bir gerekliliği vardır ki gayet de hayatidir. Hayat derken ?

Peki bu iki farklı familya ying-yang gibi bizim içimizde, zihnimizde, ruhumuzda, bedenimizde varolurken bu çatışmanın etkileri neler olur?

İster insanlık tarihine, isterseniz şahsi tarihimize bakalım geçmişte bu iki farklı familyanın izlerini bulmak mümkün..Tabii ki toplumsal boyutta değişim ve dönüşümün yaşanması çok daha uzun zaman almaktadır bununla birlikte kollektif bilinç hazır olduğunda çok ani değişim ve dönüşüm anları yaşanabilir. Şahsi tarihimize de bakacak olursak zaten kendimizi, bireyi mevcut toplumsal süreçten soyutlayamayız. Hayatta kalmak için mevcut toplumsal sistemin kurallarına göre hareket eden bununla birlikte yaratıcılığını, üretkenliğini ve varoluşunu gerçekleştiremeyen ama hayatta kalan bireylerin mutsuz, depresif, saldırgan halleri tesadüf olmasa gerek..

Günümüzde bunu çok daha net görmekteyiz ki; değişim ve dönüşümü engellemek adına ‘köstekgil’ mekanizması kendi içinde simulatif bir hayati risk oluşturmaktadır. Eğer ortada hayati bir tehlike olmazsa, korku kültürü, sürü psikolojisi devam edemez ve bu durumda yaratıcılığın önünde bir engel kalmaz ! Ve eğer insan korkusuzca yaratıcılığını kullanırsa..

Sadece bunun hayalini kurmak bile; yüzünüzde bir gülümseme mi yoksa kalbinizde bir sıkışma hissi mi yaratıyor? Bedenimiz ve hislerimiz her zaman doğruyu söyler..Hangi familyanın bizde daha etkin olduğunun ipuçlarını da verir.

Pardon! Familyamızı Değiştirebiliyor muyuz?

Ayyy! hiç uğraşamam bu saatten sonra, böyle gelmiş böyle gider!

Kırk yıllık Kani olur mu yani!

Ben halimden memnunum bana hiiiiiç bulaşma.

O işler öyle olmuyor canım!  vs. diyebilirsiniz, haklısınız. Güçlü familyasınız önünüzde saygıyla eğiliriz 😉 Bununla birlikte eğer hayatınızda birşeyleri sorguluyorsanız,

hayattayım, ama bu bana yetmiyor.

Mutlu değilim.

yapmak istediklerim var, ama nasıl yapacağım bilemiyorum..

Ah bir Destekgilim olsaydı ne güzel olurdu.. 

..diyorsanız öncelikle; kendi içinizdeki destekgil familyasını harekete geçirmekle başlayabilirsiniz. Çok kolay olmayabilir ama imkansız da değil, bunu başlatmak; bazen bir tarafın sesini kısıp diğer tarafın sesini açmak kadar basit olabilir. Hem baskın familyanın içselleştirdiğimiz sesini değiştirmek hem de çevremizdeki sesleri değiştirmek için aynı tekniği uygulamak başlangıç için etkili olacaktır, bununla birlikte sadece gözlemlemek de familyalarımızla ilgili farkındalığın oluşmasını sağlayacaktır.

Ve artık gerçekten ne istiyorum, gerçekten ihtiyacım olan şey tam olarak hangisi? Mevcut sınırlar içinde hareket etmek beni nereye götürüyor ? Bununla mutlu muyum? Değişime hazır mıyım yoksa direnmekte ısrar mı ediyorum? Ben kendime ne kadar destek ne kadar köstek oluyorum? Çevremdekiler bana ne kadar destek ne kadar köstek oluyorlar? Bütün bunları gözlemlemek de güzel bir başlangıç olabilir..Belki insanlık için küçük ama sizin için büyük bir adımla başlayabiliriz..

Şimdi söyleyin bakalım; kimlerdensiniz? 😉