Etiket arşivi: Kafamdaki Sesler!

Kafamdaki Sesler

  “Kafamın içinde, hiç susmayan biri var sanki. Dır dır dır konuşup duruyor, susmak bilmiyor mubarek, ben yoruldum o yorulmuyor! Susturmak için herşeyi denedim olmuyor! Yapamıyorum!”

Bazen kafamızın içinde bizden bağımsız bir mekanizma varmış gibi hissederiz. Sürekli onu duyarız, o kadar çok ve yüksek sesle konuşur ki, duyduklarımız dışında başka bir şey düşünemez hale geliriz ve sonuçta bizi öylesine yorar ki, tüm enerjimizi tüketir. Savaştan çıkmış gibi hissederiz..Hele bir de onu susturmaya kalkmayalım, sesi daha da yükselir, daha da çok konuşur da konuşur..Ne yapacağımızı şaşırırız, çünkü bildiğimiz tüm yöntemleri denememize rağmen yine o kazanır.

“Bu düşünceler beni çok yoruyor, aslında düşünmek istemiyorum ama durup dururken aklıma geliveriyor işte!”

O, yani zihnimiz, onun sesi, peki aslında çok konuşan ve hiç durmadan konuşan ve yüksek sesle konuşan o mu? Yoksa bütün dikkatimizi tamamen ona yöneltmiş ve onu odağımız haline getirmiş olan biz miyiz?

” iyi de canım o da bu kadar fazla konuşmasın !”

Ne yapsın peki? Ciddi ciddi soruyorum ; zihninizin tam olarak ne yapmasını istiyorsunuz? Tamamen susmasını ? Emin misiniz ? Zihninizin tamamen susmasını gerçekten istiyor olabilir misiniz ? Yada az konuşmasını, yerinde konuşmasını ? Peki sizce bunu kim kontrol edebilir ?

Zihin dediğimiz şey ne işe yarar? Hesaplamalar, varsayımlar, çıkarımlar, analizler, hatırlatmalar vs. E yaptığı şey de bu zaten. Zihnimizi susturmamız mümkün değildir, susmasın da zaten, lazım o bize 🙂 Bütün bunları yapamıyor olmayı gerçekten istediğimizi sanmıyorum. Peki aslında bizi rahatsız eden şey ne olabilir? Çıkardığı sesler mi?

Içeriden-Gelen-Sesleri-Dinlemek

Şimdi sadece bir anlığına dünya üzerindeki tüm sesleri duyabildiğimizi hayal edelim, evet, tüm sesleri. Ne kadar çok ses var değil mi? Birbirine benzeyen, birbirinden farklı, duyabileceğimiz kadar yüksek yada alçak, dinlendiren/huzur veren, rahatsız eden, başımızı ağrıtan, kulaklarımızı çınlatan, ilaç gibi gelen, eğlendiren, ilk kez duyduklarımız, hep duyduklarımız, hep aynı gelenler, hep farklı gelenler, henüz duymadıklarımız ve duyduğumuzu sandıklarımız..

Ne kadar çoklar öyle değil mi ? Hayal edebildiğimizden de çok..zihnimizin sesi tüm bunların yanında hala o kadar yüksek geliyor mu?

Sürekli zihnimizin sesini duyuyor olmamız, onun çok konuştuğu yargısına ulaşmamızı sağlayabilir. Aynı zamanda belki de sadece biz dikkatimizi ve odağımızı fazlasıyla ona yöneltmiş de olabiliriz. Tüm dikkatimizi onu duymaya yöneltmişken aynı zamanda onu susturmaya çalışmak..kulağa nasıl geliyor ?  

Duymak bir tercih midir ?

Aklımızın şaşırtıcı yeteneklerinden biri de çevremizde ilgilenmediğimiz sesleri geri çevirebilmesidir. Sadece bunun farkında olmak bile, duymak istediğimiz sese odaklanarak, diğerlerini saf dışı bırakmamızı sağlayabilir. Gürültülü bir kalabalığın içinde tek bir kişinin size seslenişini yada size söylediklerini duyduğunuz olmadı mı?

Bilimsel olarak da kanıtlanmıştır ki mutlak sessizlik diye birşey yoktur, insan kulağının algılayabildiği frekanslar vardır sadece..Yani fiziksel olarak duyabildiklerimiz ve duymayı tercih ettiklerimiz vardır aslında..

Mesela; Kalp atışımızın sesi, nefes alış verişi, dalga sesi, suyun içindeyken duyduğumuz sesler, cırcır böceği, gece sessizliğinin sesleri, güneş doğmadan önceki sesler, rüzgar sesi, üzgün insan sessizliği, ateşin sesi, kuşların kanat sesi, adımlarımız, kafa kaşıma sesi, sivrisinek vızıltısı, gülme sesi, ağlama sesi..bebek ağlamaları birbirine benzer, küçük bir bebeği olan anne kendi bebeğinin sesini diğer bebeklerden ayırd eder, ağlamalar arasındaki farkları en ince ayrıntısına kadar bilir. Herkes bize ismimizle seslenir, bazen duyduğumuz şey sadece adımızken, bazen seslenenin kim olduğunu, nasıl hissettiğini, bizden ne isteyeceğini anlarız..

Doğanın ritmini ve müziğini dinlemek bizi dinlendirir. Çünkü biz de doğanın bir parçasıyız ve doğayı dinlediğimizde aslında gerçekten kendimizi dinlemeye başlarız, hatırlarız. Hatırlamak için dinleriz..

‘Doğayla başbaşayken tabii dinlerim, duyarım gel de bunu şehrin göbeğinde yap!’

Doğru. Kimse kolay olduğunu söyleyemez. Doğayla başbaşayken bunu yapmak daha kolaydır ve o yüzden fırsat buldukça kaçarız şehirden. Peki şehrin içindeyken hatta metropolün göbeğindeyken bunu nasıl başarabiliriz? Öncelikle şu an burada olmanın bizim tercihimiz olduğunu kabul ederek başlayabiliriz. Bunu bize kimse zorla yaptırmadı. Şartlar bunu gerektirdi yada bir şekilde burada bulduk kendimizi. Her ne olursa olsun gerçekten burada olmayı hiç tercih etmiyorsak an itibariyle burada olmak zorunda değiliz. Eğer burada olmayı tercih ediyorsak, biz her ne kadar metropol insanları olsak da insanız ve hala doğanın bir parçasıyız. Belki de kendimize, yaşadığımız çevreye, insanlara, doğaya ve her anımıza yeniden bakmak ilk defa görüyormuş gibi, ilk defa dinliyormuş gibi dinlemek ve yeniden hissetmek.. Kalabalığın ve gürültünün içinde bize seslenen, hatırlatmaya çalışan o sesi duymamızı kolaylaştırabilir.

Şimdi kafanın içindeki o ses, zihninin sesi, doğanın ritminden, müziğinden daha önemli birşey mi söylüyor ? Bu yüzden mi daha çok ve daha yüksek, onu dinlemeyi tercih ediyordun ? Zihninin susmasına gerek yok, ihtiyacın olan şey sadece ve gerçekten dinlemek ve neyi dinlemeyi tercih ettiğini farketmek !