Dedemin Valizi

Büyüklerinden kalan en kıymetli miras nedir diye sorsalar, ki sormazlar da senin anlatasın vardır işte ..

Morgun biraz yukarısında bir bankta oturuyoruz 4 kuzen, insan öyle zamanlarda nereye nasıl sığıyorsa öyle sığışıvermişiz. Dedemi bekliyoruz, son yolculuk için hazırlıyorlar, az önce son kez görmek için yanına girmiştik bir kaç kişi..bir çeşit veda.. Böyle bekleyişleri tuhaf bulmuşumdur oldum olası; üzgünsün, bekliyorsun, e insansın sonuçta aklına olur olmaz şeyler geliyor, ekonominin gidişatından konuşurken, saçma bir espriye gülerken buluyorsun kendini, ‘başınız sağolsun’ diyerek ortama yeni gelenle sıfırlanıp taziye moduna geçebiliyorsun yeniden ve sonra tekrar aklına olur olmaz şeyler gelmeye devam ediyor. Herkes “normal” hayatına dönünceye kadar bu arafta olma hali devam ediyor böylece.
Bile bile canını sıkmak istediğimden değil de bir an aklıma geldi, döndüm kuzene; “biliyorsun değil mi? Bir gün birimiz diğerinin cenazesine gelecek!” dedim. Çocukluğumuz birlikte geçmiş, ciğerini biliriz birbirimizin, yerinden kalkışına, ters ters bakışına, farkında olmadan benden uzaklaşmaya çalışmasına “manyak mısın kızım sen?!” deyişine şaşırmadım. O da bana alışıktır aslında durup durup bir şey söyleyişime de insan kendinin ya da en yakınlarının cenazesini düşünmek istemezken, benim ki biraz kombo etkisinde oldu galiba. Ama biz dedemizin torunlarıydık sonuçta; birinin sıkıntısı olduğunda çözmeye çalışan, elinden geleni yapan, çaresiz kaldığında uzaklara dalıp kendi kendine düşünen, hiç ölmeyecek gibi yaşayan, kendi mezarını alıp çocuklarına hadi benim yazlığı bir ziyaret edelim deyip kendince onları ölümüne hazırlayan, kendisi dünyada yokken çocuklarının üzülme ihtimaline şimdiden çözüm bulmaya çalışan, kimilerine göre de dünya yansa hasırı yanmaz bir adamın torunlarıydık. Kurduğum cümle çok da tuhaf karşılanmamalıydı.
Kuzenim bana dik dik bakmaya ve farkında olmadan ayağa kalkarak benden uzaklaşmaya devam ederken, ona göre pislik yapmaya devam ediyordum; “yani aynı anda ölmezsek tabii… eşek değiliz heralde birbirimizin cenazesine gideriz”.
“Ne bileyim kızım, dünyanın binbir türlü hali var” diyerek gelemeyeceği cenazenin özürünü düşünüyordu ki pek uzun sürmedi. “Nerden geliyor böyle şeyler aklına? Şimdi bunu mu düşünücez? ” Şimdi değil de ne zaman düşünecektik? Morgun önünde doların önlenemez yükselişinden bahsetmek neden daha normal gelir? Ölümlü olduğumuzu kabul edersek hemen oracıkta başımıza bişey gelecekmiş gibi neden bu korku? Hepimizin ölüm, ayrılık, hazırlıksız kopmakla ilgili travmalarımız vardı elbet, o sebeple çok istemeyiz bunları hatırlamayı da sanki biraz da ne hayatı gerçekten yaşamaya ne de ölümü kabul etmeye cesaretimiz vardı! O yüzden o kopuşlara hiç hazır olunamaz, konuşulamaz ya da hatırlanmak istenmez. Dedemin hazırlıklı oluşu; dolu dolu yaşamış olmasından, keşkelerinin iyi kilerinden az olmasındandı belki de, ve tabii anı yaşayabilmesi dile kolay 94 yıl. Bir maşallahınızı alırdı 😊
Peki ya eşyadan kopmak..dedemin evinde eşyalarını topluyoruz, bir kaç gün sonra en çok kıyafet kalıyor geriye, hepimiz eve gidince fazlalıklardan kurtulmaya karar verdik 15782678. kez 🙂 ama bu sefer bizden sonrakilere eziyet olmasın diye..


Dedemin çok fazla eski kıyafeti yoktu içim ferahladı, giyinmeyi severdi, 90 yaşında mahallenin yakışıklı delikanlısı rolüne girmesi için bir gömlek ya da şapka yeterdi. Sevdiği şeyleri yapardı, sevdiği insanlarla paylaşırdı sevdiklerini, keşke diyeceği bişey kalmamış gibiydi, son valizini hazırlarken onu özleyecek olmanın dışında bir üzüntüm yoktu.
“Siz çok ağlarsınız kızım, ağlamayın! Bana ölüm düğün bayram!” derdi kızlarına, her gözyaşına minik bir tebessüm miras bırakmış meğer.
Bir tek valizini hazırlayamamıştı işte. Kıyıp atamadığı kenarları bantlı ile ne yolculuklar yapmıştı kimbilir, delikanlı zamanlarının yoldaşıydı belki, henüz kocaman bir ailesi yokken, küçük bir çocukken yollara düştüğünde yanındaydı belki de..Dedemin valizine kıyafetlerini yerleştirirken, yolculuklarımızı düşündüm, koşturmacalarımızı; hayatı ıskalaya ıskalaya, sözde yaşayışımızı, ardımda ne kalır diye dönüp bakmadan kaçışlarmızı, ölümden korkan, hayata yabancı arafta kalışlarımızı. .
Hüznün, yasın, kederin, sevginin, paylaşmanın, üretmenin, yaratıcılığın, öfkenin, acının, coşkunun, eğlencenin..yani hayatın tam içinden geçen, ardında keşkeler yerine dolu dolu anlar, miraslar bırakan yaşamlarımız olsun. Tek derdimiz son valizi hazırlayamamak olsun.
Bu dünyanın maddesine ait ne varsa sıyrılıp giderken,geriye kalanlar sadece bu anlar, anılar hafızalarda bıraktığımız gerçek mirasımız olacak. Anıları hafızamda, sesi kulağımda çınlayan miras “yaşa kızım; hayatı doya doya, korkmadan, çekinmeden, paylaş, mutlu ol, kendine iyi bak, sağlığının kıymetini bil ki sevdiklerini de mutlu edebilesin, hata yapmaktan korkma, istediğini söyle, peşinden git, vazgeçme, kaç yaşında ne durumda olursan ol hayal etmekten ve istemekten, hayattan keyif almaktan, gülmekten sakın vazgeçme..”

Sevgi ve şükranla..

Keyifli yolculuklar Dedem’e..

hepimize..

 

 

Öteki akranıma..

Mahallede komşumuzdu, okulda sınıf arkadaşlarımız, sülaleden akraba belki..
Hep sinir olurduk birbirimize, bir türlü anlaşamazdık. Paylaşamadığımız şeyler vardı, anlayamazdık birbirimizi, farklıydık işte. Akrandık ama farklıydık. Çocukça zobalıklar yapardık birbirimize. Kendimizce nedenlerimiz vardı ve sevmezdik birbirimizi, dışlardık. Onlar hiç kazanmamalıydılar hep biz yenmeliydik. Bizim gibiler ve onlar gibiler hep vardı. Es kaza, hani yanlışlıkla aynı oyunda oynadığımız, aynı takıma düştüğümüz oldu belki, bir an birbirimize gülümsedik, yanlışlıkla aynı gole sevindik..Onlar kısa anlardı sadece, biz aynı olamazdık.. Haksızlık yapardı onlar ve cezasını biz çekerdik kimseye de anlatamazdık derdimizi. Onların abileri olurdu bir de, gölgesiyle korkutan, onlara güvenirlerdi, biz daha da uyuz olurduk. Dalga geçer, laf sokar, lakap takar, öteki oyunu oynardık, sonuçta mahalle de, okul da bizimdi, muhattap olmak zorundaydık, birarada olmak. Arada birinin annesi, babası, bir öğretmen bir yetişkin çıkardı, adı üstünde o büyük biriydi bizse çocuk. Başımızı okşar, derdimizi dinler, siz arkadaşsınız derdi. İlla bir öteki olmak zorunda değildi, bir arada olabilirdik sonuçta çocuktuk ve oyun oynuyorduk memleketi kurtarıyor değildik ya!..
Demem o ki yetişkin insanlar, büyükler ne kadar azsa, küçüklerin sakinlemesi o kadar zor olurdu hatırladığım. Şimdi bakıyorum da hala öyle..Çocuklara şefkat göstermeyen, derdini dinlemeyen, hoşgörülü olamayan büyükler de zamanında aynı muameleden mahrum kalan çocuklarmış. Savaşarak, dövüşerek, ayrıştırarak varolmak genlerimizde, öğrendiklerimizde, psikolojimizde mevcut. Mahalledeki öteki çocuklar hep olacak; ordan bakınca biz, burdan bakınca onlar olacak..
Kazandığımız, kaybettiğimiz oyunlar, haksızlığa uğramalar, yok yere yediğimiz dayaklar.. Hangilerini hatırlarsınız yıllar sonra? Hangi skorlar, sonuçlar, galibiyet, malubiyetler hatırınızda?
“Siz arkadaşsınız! ” diyen sesi hatırlarım mesela..ama diye başlayacak cümleme, sinirden titreyen sesime, sindiremediğim haksızlığa, ne demek istediğini anlamak istemeyişime rağmen..o sesi hatırlarım, o bakışları, o şefkatli eli..

Ne bir galibiyetin sevinci ne de malubiyetin üzüntüsü, o şefkatin verdiği huzurdan daha kıymetli ve kalıcı değil..Yetişkin, büyük olan biziz artık, mahalledeki çocuklara ne anlatmak istersin, peki ya hala öteki olan akranına?

10 Adımda Hayatı Kendine Zindan Et !

Günümüzde kendinden vazgeçmek uğruna çaba sarfetmek, hayatı kendine zindan etmek o kadar da kolay olmuyor. Bütün bu koşturmacanın arasında, bir an durup ‘acaba bugün kendime nasıl vakit ayırmasam?’ diye düşünecek vaktimiz bile yok, öyle değil mi? Haklısınız zor ama inanın imkansız değil.. İnsanın azmettikçe başaramayacağı şey yok gerçekten.
Bu yazımda sizlerle 10 adımda hayatı zindan etmenize, kendinizden vazgeçmenize yardımcı olacak, günlük yaşantınızda pratik bir şekilde uygulayabileceğiniz püf noktalarını paylaşıyorum. Eee hayat paylaştıkça güzel öyle değil mi ? Kim bilir belki de hayatınızı keyif alınmaz bir hale getirmek için 10. adıma kadar gelmenize gerek bile kalmaz 😉

1- KENDİNİZE EZİYET EDİN
Bu ilk adım başlangıç için biraz zor gibi görünebilir, fakat bu adımı başardığınızda gerisi çorap söküğü gibi gelecektir. Peki nasıl mı?
Günde en az 5 kere (başlangıç için ) ne kadar çirkin, aptal, sevimsiz, başarısız..vb. kötü sıfatlara sahip olduğunuzu tekrar edin.

Ben ………. biriyim.
Ben ………. ‘nın tekiyim. gibi

Bir süre sonra kendinizi nasıl da tam olarak öyle hissettiğinize siz bile inanamayacaksınız. Çevrenizdekiler sizdeki bu değişimi farkettiklerinde ise artık sistem kendiliğinden işler bir hal almış demektir. Hadi hayırlı olsun.

Hazırlıklı olunması gereken tehtitler :               Bu adımı uygularken etrafınızda size hiç de öyle olmadığınızı hatta tam aksine güzel, akıllı, başarılı vs. olduğunuzu söyleyen işgüzarlar bitebilir, aman dikkat! Asıl amacınız hayatı zindan etmek lütfen bunu hep aklımızda tutalım.

2- YAPTIKLARINIZI BEĞENMEYİN
Bu adımı hem iş hayatınızda hem sosyal yaşantınızda ya da evinizde kolaylıkla uygulayabilirsiniz.
Beğenmeyeceğiniz şeyin çok da hayati olmasına gerek yok, başlangıç için küçük şeyleri de beğenmeyebilirsiniz. Ütü, yemek gibi basit ev işleri ( ki bu kadar basit şeyleri bile yeterince iyi yapamamak özgüveninizde tam da istediğimiz gibi darbelere sebep olacaktır.) Yeterince iyi yazılmamış bir mail, devrik kurulmuş bir cümle, yeterince güzel olmayan bir gülümseme ve tam da zamanında yapılmamış espriler gününüzü berbat etmek için güzel başlangıçlar olacaktır emin olun. Eğer yaptıklarınızı beğenmemek konusunda sıkıntı çekiyorsanız size altın değerinde bir tavsiyede bulunuyorum. Yaklaşın: Kendinize sizden her konuda daha iyi olduğuna sonuna kadar inandığınız birini bulun, etrafınızda böyle biri yoksa (ki kesin vardır, biraz gözlerimizi açalım lütfen) sosyal medya bu konuda size son derece yardımcı olacaktır! Bir süre sonra yaptığınız hiçbir şeyi beğenmediğinizi sürekli sizden daha iyi olan kişileri görür hale geldiğinizi hayretler içinde farkedebilirsiniz. Bravo başardınız!

3- DEĞERLERİNİZDEN VAZGEÇİN
Farkettiğiniz gibi günümüz dünyasında insani değerlerin pek de bir kıymeti kalmadı, hatta bu değerler ilerlememizin önünde bize ayak bağı olmaktan başka bir işe yaramıyor. Amaaaan bırakıverin nolacak?! Samimiyet, dürüstlük, özsaygı, adalet falan filan bunlar artık gereksiz. Daha günümüze uygun değerler seçebilirsiniz mesela dış güzellik, maddiyat, başarı, popüler olmak, hırs, iktidar, fitne fücur vs. Çağın gerisinde kalmamak için artık değerlerimize değil çıkarlarımıza odaklanalım lütfen. Bakın görün bir süre sonra siz de o özenilen, parmakla gösterilen, kıskanılan insanlara dönüşeceksiniz. İşte başarının kokusu !

4- NEGATİFTEN BESLENİN
Bol bol gıybet yapın, yakınınız uzağınız farketmez, malzeme yoksa siz üretiverin bir zahmet: ‘O sana sanki biraz öyle mi baktı? yok bana öyle geldi heralde.. ama şekerim sen de dikkat çekiyorsun herkes senin gibi iyi niyetli değil ki!’  gibi 😉 Bu konuda yaratıcılığınızın nasıl geliştiğine siz bile inanamayacaksınız.
Negatiften beslenme kuralını tüm olasılıklar içinde her zaman en kötü olanı aklınıza getirerek taçlandırabilirsiniz. Yeni çıkarlarınız size Negatiften beslenme konusunda rehberlik edeceklerdir. (bkz. Önceki adım)

Betona sığının! Vakit buldukça AVM lere palazalara atın kendinizi, yeşilden doğadan uzak durun, etrafınızda mümkünse hayvan olmasın. Ayakkabılarınızla bol bol BETONA basın, basın ki negatif enerjiniz, artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin. Oooh sefanız olsun!

5- SEVMEDİĞİNİZ ŞEYLER YAPIN         İçinizden gelmeyen sizi boğan, sıkan, yoran, zul gelen her ne varsa sırasıyla yapın, ya da karışık farketmez. Zaten sevmediğiniz şeyleri yaptığınızda sonuçları beğenmemek, beğenemediğiniz şeyleri yaptığınızda da onları sevmememiz pek mümkün  (bkz. 2.Adım)  Ne yaparsanız yapın ama bu adımı uygularken asla ve asla istediğiniz, sevdiğiniz şeylere yönelmeyin! Hatta onları toptan unutun gitsin! ‘Yaa eskiden ne güzel sahile inip yürüyüş yapardık. Kitap okumayı nasıl özlemişim. Dansı neden bırakmışım ki bana ne kadar da iyi geliyor! ‘ gibi cümleler kurmaya başladıysanız yeterince iyi unutmamışsınız demektir ! Hele hele bir de zevk için bir anlığına sizi iyi hissettirecek şeyler yapmaya kalkmayın lütfen  burada adım adım emek emek uğraşıyoruz! Yoksa bir sonraki kuralı uygulamakta zorluk çekebilirsiniz Allah muhafaza!

6- BOL BOL ŞİKAYET EDİN
Havadan, sudan, diğer insanlardan, hayatın anlamsızlığından, paradan puldan, trafikten, kendinizden, beklemediğinizde duran beklediğinizde durmayan taksiden şikayet edin hem de bol bol.. Bir şikayet defteriniz olsun, her gün kendinize şikayet edecek yeni şeyler bulun. Sayfalarınızdaki şikayet konularınız gittikçe çoğalacak. Başlangıç olarak küçük şeylerden şikayet edin;  ‘bugün trafik berbattı! Tam 5 dk geç kaldım!’      ‘fotoğrafta yine istediğim gibi çıkmamışım’        ‘bak Pelin’e yine benden daha iyi yaptı hareketleri, benimkiler ne kötü oldu, ben beceriksizin tekiyim!’ (1-2-6. Adım Kombo;)        Adım içinde adım kullandıkça ustalaştınız demektir.
5. adımı uyguladığınızda şikayet listeniz gittikçe çoğalacak ve fazla düşünmenize gerek kalmayacak. Nasıl gidiyor? Şimdiden parmaklıklar görünür olmaya başladı değil mi? 😉

7- İNSANLARA GÜVENMEYİN
Aman diyeyim! En yakınınızdaki kişiler de dahil olmak üzere kimseye güvenmeyin. Her davranışın ardında olumsuz bir niyet arayın. “Şimdi o bana iyi davrandı ama neden acaba? Kesin bir art niyeti vardır! Ya da bir çıkarı! Yoksa neden bana iyi davransın ki?” En kötü ihtimalle farkında olmadan çok da istemeden yapmıştır kesin, hemen ardından hiç beklemediğiniz anda hayalkırıklığına uğrarsınız. Siz önceden önleminizi alın kimseye güvenmeyin. Ama bırakın onlar size güvensin güvensin ki Negatiften beslenme adımında yol arkadaşlarına ihtiyacımız olacak (bkz. 4. Adım) Yol arkadaşı derken birlikte gıybet yapılacak, fitne fücur sokulacak manasında, biliyorsunuz! Artık öyle eski değerlerimiz de yok bırakıverdik gitti; samimiyet, adalet, saygı vs. yok (bkz.3.Adım) Çıkar odaklı ilişkiler yürüttüğünüzde zaten Güvenme ihtiyacı hissetmediğinizi tam aksine güvenmeme yeteneğinizin geliştiğini farkedeceksiniz. Artık bu işi iyice kıvırdınız 😉

8- UMUDUNUZU YİTİRİN                           Hemen şimdi, yitirin gitsin. Zaten fakirin ekmeği! Her yeni gün yeni umutlar, her seferinde umutlan, sonra yitir, sonra tekrar umutlan, sonra tekrar yitir; her gün her gün tekrar tekrar yitirmekten yorulmadınız mı? Bir seferde yitirin toptan kurtulun gitsin. Umutsuzluğa kendinizi alıştırın. Ay gelmeyecek o güzel günler! Tamam bitti artık uzatmayın canım! Bazen sabah uyandığınızda, bir çocukla oynarken ( ki çocuklardan uzak dursanız en iyisi ), herhangi bir sebep yokken içinizde bir umut hissi olur. Sanki herşey yolundaymış hatta güzel şeyler olacakmış gibi. O işte boşluktan oluyor, fazla boş kalmışsınız, egzersizlerinizi aksatmışsınız demek ki! Hani şikayet defteri hadi bakalım çalışın biraz!

9- SONUÇ ODAKLI OLUN!                      Kendinize sık sık yaşınızı ve bu yaşa gelip de sahip olamadıklarınızı hatırlatın!                        ‘Bu yaşa geldin hala bir evin, yazlığın, villan, triplex, saray yavrun, mayamide yazlığın, araban, 4 çekerin, 5-6-7 ?, sevgilin, nişanlın, kocan, bir David Beckham’ ın, çocuğun 1-2-3, hangi okula giden, ne kadar başarılı çocuğun, diploman, yüksek lisansın, doktoran, Yrd. Doç, Rektörlüğün. …….YOK!’                             Gördüğünüz gibi insan olmayanı bulmakta fazla zorlanmıyor! Oldu ki yanlışlıkla olan şeyleri buldunuz o zaman Joker hakkınızı; “Oldun da ne oldu?!”, “Yaptın da ne oldu?!”, “Kıymetin mi bilindi?!” şeklinde kullanabilirsiniz. Gördüğünüz gibi sizi adım adım ilmek ilmek altın değerindeki son ölümcül adıma hazırladık. Hemen aşağıda..

10- KURBAN OLUN!                                     Geçmiş geçmişte kalmadı, yok öyle bişey. Hayır yani onca olumsuz şeyi siz boşuna mı yaşadınız? Unutmak için mi çekildi onca acılar, bunca eziyetler, kahırlar? Bol bol ballandıra ballandıra, uzata uzata anlatın kurban oluşunuzu, size yapılanları; hatırlayın unutmayın, unutturmayın! Sıkı sıkıya sarılın acı dolu deneyimlerinize yaşadığınız hiç bir olumlu şey size olanları unutturmamalı!

BONUS: BOL BOL SOMURTUN
Gülmeyin, sakın Gülmeyin! Tutun kendinizi, içinizden espri yapmak gelebilir, kendinizle dalga geçmeye kalkabilirsiniz, bu konuda kendinizi eğitin lütfen. Mizah yeteneği olanlar bu konuda biraz zorlanabilirsiniz. Sizinle işimiz var! Karikatür, komik video, fıkra, espri, şaka bunlar yasak arkadaşlar! Gülmeyin! Lütfen! Amacımızı hatırlayalım!!! Hayatı kendimize zindan etmek! Neden? Değişimi önce kendimizde başlatmalıyız ki halka halka yayılsın, kelebek etkisi misali. Ben gülüyor muyum? Lütfen ! Rica ediyorum!

Afedersiniz Potansiyelinizi Unuttunuz!

Arkasından koştururken bir taraftan sesleniyordum “Afedersiniz… Afedersiniz…bakar mısınız? Size sesleniyorum..” yok duymuyordu işte, kulağında kulaklık mı vardı acaba tam da göremiyordum. Belli ki acelesi vardı, nereye koşturduğunu merak ediyordu insan. Belki acil bir işi çıktı, önemli bir haber geldi, ya da bir anda bişey geldi aklına apar topar oraya yetişmeye çalışıyor. Yetişmeye çalıştığı her halinden belli canım, sıradan bir gün değil onun için. Ah keşke bilebilsem, daha önemli mi değil mi? Daha önemliyse tabii ki oyalamak istemem ama daha önemli ne olabilir ki hayatta? Neyse kendi kendime yorum yapmayayım ben, herkesin özgür seçimi, iradesi var sonuçta. Ben sadece insanlık görevimi yerine getirmiş olayım da..

Bir dursa, bir duysa sesimi hemen anlatıvereceğim aslında. Biraz canı sıkkın gibi gelmişti belli ki kafasına taktığı bir şey var; bir dert, üzülüyor belli ki ya da mutsuz tabii yaa mutsuz belki de. Neden olmasın? İnsanların büyük bir çoğunluğu mutsuz. Neden mi? Tam olarak bilmiyorum ama sanırım oldukları kişi olamamaktan. Ne saçma laf ettim değil mi? Sanki olamamak gibi bir hastalık var, bu çağın vebası belkide; herkes öyleymiş, bişeymiş, değilmiş ve hatta iyiymiş mutluymuş gibi yapıyor. Ama kimse olamıyor, olduğu gibi var olamıyor ve.. “Afedersiniz…bakar mısınız? ” yok duymuyor işte. Bir dursa aslında hemen anlatıcam unuttu oracıkta unuttu, hızlıca uzaklaşmaya başladı. Halbuki bütün o mutsuzluğun, yalnızlığın, bıkkınlığın içinde bir anlığına hayalini gördüm. Nasıl oldu bilmiyorum. Gerçekten gördüm, bir an sesini duydum, bir de oturduğu yerde bambaşka biri oldu bir anlığına ışık saçıyordu resmen. O kadar güzeldi ki anlatamam. Bambaşka bir yerde bambaşka bir varoluştu resmen. Sonra ışık birden yokoldu, ilk geldiği ana döndü herşey. Şimdi bunu bırakıp gitmesine izin veremem. Yani karışamam tabii de, hatırlatmak  zorunda hissediyorum kendimi, bir de yalan yok merak ediyorum bu kadar güzel bişeyi, bir varoluş biçimini, henüz gerçekleştiremediği potansiyelini bırakıp nereye gider bir insan. Bundan daha önemli ne olabilir merak ediyorum. Olsun belki soruma cevap vermez, belki kızar bana onu durdurduğum için olsun. Unuttuğu gazetesi, gözlüğü ya da başka herhangi bir şey olsaydı, kızmaz hatta teşekkür ederdi. Kendi potansiyeli bütün bunlardan daha az değerli olamaz heralde, hayır olmamalı!..

Daha hızlı olmalıyım, koşmalıyım hatta daha hızlı, yetişmeliyim ne olursa olsun böylece unutup gidemez gitmemeli. Kimse kendine bu denli haksızlık etmemeli.

“Afedersiniz.. Afedersiniz potansiyelinizi unuttunuz!..”

 

Kimse kendine bu denli haksızlık etmemeli..

 

Kendine iyi bak!

<

ကျွန်ုပ် ရေးမည်။

<

ကျွန်ုပ် ရေးမည်။

<

ကျွန်ုပ် ရေးမည်။

Kendine iyi bak!
Kusurlara ya da güzelliğe odaklanmadan. Olanı olduğu gibi görmeye başla.
Bu kimliğin, hatta kimliklerin ötesindekini, evet daha soyut olanı gör.
Zamanın, mekanın, zihnin sınırlarının ötesindekiyle tanış. Kendini yok sayan görmezden gelen illüzyona teslim olandan, yaşamaktan bıkan, ölümden korkandan, korkuyla beslenenden, korkudan korkandan tam da onun gözlerinden bak, onun gözlerine iyi bak!


Şimdi sende gizlenmiş evrene bak, güzeli çirkini, iyiyi kötüyü, yalanı doğruyu, karanlığı aydınlığı, varlığı yokluğu, her şeyi ve hiçliği barındıran kendine bak. Hem geçmişte hem gelecekte hem de şimdide olan, sukünetin, kabulun dinginliğine.. Sonlu bedendeki sonsuzluğa bak. Bilmediği zamanlardan yüklendiği, kimilerini bile seve taşıdığı acılara ve aynı zamanda tüm bunlardan özgür olabilene bak.

Kendine iyi bak!
Hem olabileceğin en yakından, hem de durabileceğin en uzaktan bak!
Seni apayrı tutan yerden yapayalnız bırakan mesafeye, yalnız, ayrı, öteki, tek olmanın tanımlandığı yerden bak, bütün bunlar ne demek, nereye, kime, hangi zamana, hangi gereksinime hizmet ediyorlar?
Şimdi de birarada, birlikte, çok, kalabalık, bir, biz olduğun yere bak.
Hangisi sen? Hangisi kim?
Hangisi senin gerçeğin?
Hangisi gerçek kıldığın, hangisi kaçmak istediğin, hangisi sınavın?
Gözünün görebildiğine ve henüz göremediğine şimdi yeniden bak.

Yargıları bir kenara bırak, gereklilikleri, olmazsa olmazları, öğrenilmişleri, ezberleri, zorunlulukları, sınırları, sorguları, şüpheleri, yükleri..bırak!

Kendin sanarak tutunduğun her ne varsa bırak! Kendinle ilgili görmeye alıştığın ezberin her neyse onu bırak! Kendini tanımlamayı bırak! Kendine seyirci olmanı engelleyen, kendinle bir olmana mani olan her türlü illüzyonu bırak! Onsuz olamam dediğin her ne varsa bırak! Bırakamam dediğin ne varsa bırak!

Sadece bak. Sadece seyret, sadece ol, kendindeki yokluğun en derinine bak, yokluğa hiçliğe bak! Görmekten çekindiğin, yüzleşmekten korktuğun, belirsizliğini tanımlayamadığın için yok saydığın yokluğun ta içine bak. En derinde, tam da vazgeçtiğinde varlığınla tanış.

Senden yansıyan ışığa bak, sonsuz potansiyeline, senden taşan evrene bak!
Tam da bu sınırlı bilinç, algı ve illüzyonun içinde, senin tarafından onurlandırılmayı bekleyen seni gör, ona bak.
Kendine iyi bak!
Kendine açılan kapı, evrene, oradan öteki sandığına ve bize ulaşır.
O yüzden kendine iyi bak!

İnsan bazen..

<

ကျွန်ုပ် ရေးမည်။

Gözlerim baktı ya görüvermişim.
Kulaklarımın duyduğu bu muydu?
Hemen anlayıverdim sandım..


Nasıl biri olduğuna kanaat getiriverdim hemen (fazla vaktimi almadı).
Vakit nakittir biliyorsun!
Çok önemli, öyle harcamamalısın her önüne gelene, bol keseden atar gibi ne o öyle?!
O yüzden mühim mesele bir bakışta anlamak, çözmek karşındakini, iki dakikada notunu verip, hop koyacaksın kefesine.
E tabii herkesin ait olduğu bir kefesi var, sapla samanı karıştırmayacaksın!
Ne diyordum heh işte öyle bir bakışta hop anladım nasıl biri olduğunu.

Tüh ama öyle olmamalıydın işte.
 Daha şöyle olsaydın halbuki, belki de biraz böyle.
 Ah o üzerindekiler hiç olmamıştı ki şekerim,
 Peki bu saçlar?
 Ayy kimin bu saçlar ?
 Hep bir haller, tavırlar, sen bu değildin ki aslında.      
 Ben bilirdim senin aslını astarını!
 Nasıl olmalıydın sen?
 Nasıl durmalıydın hayatta?
 Nasıl bakmalıydın? Kim olmalıydın? Kiminle olmalıydın? Ne yemeli, ne içmeli, nereye gitmeliydin? Bunlar hep seni sen yapan şeylerdi! Bunları çok iyi  bilmeliydin.                                        
 Ah ben biliyordum işte ama anlatamıyordum ki ya da anlamıyorlardı, sen de anlamıyordun zaten !
 Ben doğruydum, sen yanlış!
 Bak yanılan sendin işte!
 Ben kazanmıştım!
 Ben bilirdim ki zaten!
 Ben biliyorum zaten, ben bildim zaten, ben hep ben zaten ben!
 Ama sen yok, olmadı, bilemedin hiç, olmadın, olduramadın, yok yani olmayınca olmuyor zaten! Çok da zorlamamak lazım bazen.

Ne diyordum heh, bazen çok da olmuyor zaten. Azı da olmuyor ya bazen neyse zaten. İleri geri konuşuyor insan bazen kendini bilmiyor da başkasını biliyormuş gibi.. İnanmazsın var öyle insanlar denk geliyorsun bazen. Mesela sen olmadın ya şimdi zaten, oldurmaya çalışıyor aklı sıra seni bazen. Hayır olmuyor da zaten, o da öyle kendi kendine uğraşıyor zaten. Az bi kendini dışardan gör madem, ama yok onu da yapmıyor zaten. Hayır yapamaz zaten, çünkü olmamış ki o da nasıl yapsın?

Bilmek zor şu hayatta, her şeyi bilmek daha da zor valla bak. Ben ister miydim her şeyi bilmek, her şeyden anlamak, yok şekerim niye isteyeyim ki ama kader! Beni de böyle yaratmış, ben de böyle bir insanım işte. Benim işim de zor tabii. Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar. Kimseler kabul etmez, kimseler hazmedemez. Yüzüne gülerler arkandan konuşurlar, böyledir bu insanlar! Halbuki bırak sana da bir faydam dokunsun değil mi, yok! Yaranamazsın bu insanlara, yaranılmıyor da zaten, uğraşmıyorum artık herkes kendi bildiğini yapsın karışmıyorum.

Ama insan dayanamıyor bazen…

Yoksunluk Yalanı

Yoksun olduğumuz öğretildi bize                                                                             Zihinlerimiz alıştı                                                                                                           İnandık, inanca dönüştü                                                                                           Kabullendik                                                                                                                   Kurban olduk..                                                

Güzel olan ayrıydı bizden..

Aşk ayrıydı                                                                                                                     Özgürlük
İnanç
Sevgi                                                                                                                                 Neşe
Bolluk Bereket
Umut
Güven…
Hepsi ayrıydı
Çünkü bizim bunlara ihtiyacımız vardı!
Bende olmayana ihtiyacım olur, öyle değil mi?
Bende yoksa yoktan da var edemeyeceğime göre, dışardan elde etmeli, bulmalıydım.
Yoksunluk hissi yiyip bitiriyordu işte.
Ben de sahip olmalıydım!
Benim ne eksiğim vardı ki diğerlerinden?
Yoktu bir eksiğim, işte bu saydıklarım dışında.
Özgürlük, sevgi, bolluk bereket, aşk, mutluluk, umut, huzur..
Yoktu bizde bunlardan
En çok da
Birliktelik ayrıydı
Çünkü biz birlikte, bir arada olamadık, olamazdık.

Mesela güzellikle bir arada oldun mu hiç?

20160916_190726Bir oldun mu?                                                                                                         Güzelliğin güzelliğe karışmasına izin verdin mi?                                                             Yoksa bir parça mı koparmak geldi içinden hep, saklamak, biriktirmek ?                               Ya bir daha göremezsem, hissedemezsem, yoksun kalırsam diye korktun mu?
Güzel ol dediler, güzel olmaya çalıştın biliyorum, güzel giyindin, saçını başını düzelttin, makyaj yaptın belki, filtreler falan 🙂
Ama o kadar emindin ki güzel olmadığına, güzel olmaya çalıştın..
Güzelsin diyenler oldu onlara da inanmadın, yok canım değilim dedin.
Ama güzel olmayı istedin.
Güzellikten ayrı olduğunu sandın, onu istedin.
Hayranlık, arzuya, arzu hırsa dönüştü ona sahip olmak istedin. Sende olmayana..

Sevgiden yoksun sandın kendini, sevgiye sahip olmak istedin.
Bolluk Bereket den yoksun olduğunu sandın, sahip olmak istedin.
Mutluluktan, umuttan, inançtan, yaratıcılıktan yoksunduk, muhtaçtık, sahip olmamız gerekliydi, bunun için her yol mubahtı.     Yazıktı bize, kimse istediğimizi vermemişti, o zaman biz almasını bilirdik!
Gerçekten yazıktı bize..
Çirkinleşerek güzelliğe sahip olabileceğimiz yalanına nasıl da inandık!
Kimdi bize bunu söyleyen?
Yoksun olduğumuzu bize söyleyen kim?
………….
Bu yalanı kim uydurdu?
Tam olarak hangi yalanın kurbanları olduk?

O kadar zaman koskoca bir yalana inanmış olan zihinlerimiz ilk başta direnebilirler. Gerçeğe inanmak yalana inanmaktan daha zor gelebilir.                                                           Olsun..Bir kere de aynanın karşısına geçip kendine ‘Kral Çıplak’ de.                              Hergün kendine tekrar ve tekrar nelerden yoksun olduğun yalanını söylediğini düşünürsen 10′ da 1 ‘ ini gerçeğiyle takas edebilirsin, başlangıç olarak.
O gerçek tam olarak ne mi?                                                                                           Tam olarak neden yoksun olduğunu düşünüyorsun?                                                         Bu sadece bir düşünce.                                                                                             Gerçek bu değil!                                                                                                         Gerçek ne mi?                                                                                                         Yoksunluk yalanına göre; olduğundan ayrı olduğuna inandırıldın.                                         Aslında Sen…

Mutluluk, neşe, aşk, inanç, umut, yaratıcılık, güven, merhamet, güzellik, özgürlük, denge, öz, koşulsuz sevgi ile birsin, tüm bunların ta kendisisin.

Şimdi bu gerçekle neler değişir?


 

Biraz duralım mı?

Biraz duralım mı?

Ne dersin?

Yorulmadın mı koşturmaktan?

Sürekli düşünmekten?

Hesap yapmaktan?

Kontrol etmeye çalışmaktan?

Sorgulamaktan ?

Yargılamaktan yorulmadın mı?

Ben yoruldum..

Zihnim önde ben arkada, nereye gittiğimin farkında olmadan yol almaktan..

Yoruldum.

Mutsuzluğun sebebini ararken, mutsuzluğun kendisi olmaktan.

Yoruldum.

Şu halimize bak !

Ama önce bir duralım mı?

Durmak zor geliyor biliyorum.

Ardında kocaman bir boşluk var çünkü.

Peki şimdi ne olacak diyen zihnin var.

Boşluğa alışık olmayan, alışık olmadığı için de deli gibi korkan.

Durmaktan; tanımlayamadığı, bilmediği, alışık olmadığından korkan zihnin.

Peki ya sen ?

İstediğin gerçekten bu mu?

Bir korkunun peşinden koşmak mı?..

Korkudan kaçmak değil, tam da o korkunun peşinden koşmak!

Yoksa neden durmadan koşasın ki?

Zihinsel bir koşu bu; bazen yerinden hiç kımıldamadan da koşabiliyorsun.

Düşüncelerin seni ordan oraya sürüklemesine izin veriyorsun.

Evet sen izin veriyorsun!

En çok hangi düşüncelerin peşine takılıyorsun?

En çok hangi düşüncelerin seni sürüklemesine izin veriyor olabilirsin?

……………………………………

20150713_184501

Bir an durursak nolur?

Biraz düşünmesek..

Biraz hesap yapmasak..

Kontrol etmeye çalışmasak..

Sorgulamasak..

Yargılamasak ne olur?

Olmuyor mu? Yapamıyor musun?

Gerçekten denedin mi?

Yoksa zihnin mi yine konuşan, yapamayacağını söyleyen?

Ah o herşeyi bilen zihnimiz yok mu?

Daha doğrusu her şeyi bildiğini zanneden,

Bütün cevapları bilen şirin şey 🙂

Madem bütün cevapları biliyor, o zaman seni hala mutsuz eden şey ne olabilir?

Yoksa zihninin bulduğu cevaplar seni tatmin etmiyor mu artık?

Gerçekten bu cevaplar tam olarak nerden geliyor?

Peki bu sorular?

Bu soruları soran ve bu cevapları veren tam olarak kim?

Biraz duralım mı?

Bi nefes alalım.

Belki de koşturup koşturup yerinde saymaktır mutsuzluğun sebebi.

Hep aynı soruları sorup aynı cevapları almak.

Hep aynı şeyleri sorgulamak.

Hep aynı hesapları yapmak.

Hep aynı şeyleri kontrol etmeye çalışmak.

Hep aynı yargılarda bulunmak.

Hep aynı yerde durmak, aynı şeylere tutunmak.

Yol aldığını sanırken, aynı yerde sayıyor olmak.

Akıntıya karşı kürek çekmek.

Akışta olamamak, An’a teslim olmamak olabilir mi?

Biraz duralım mı?

Biraz dinlenmek için.

Zihnimizde dönüp duran düşüncelerin ötesine geçebilmek için.

Asıl cevapları duyabilmek için.

Yenilenebilmek, değişebilmek, dönüşebilmek için.

Hayatın keyfini çıkarabilmek için.

Gerçekten yol alabilmek, hatta koşabilmek için.

Özgürleşmek için.

Akışta olabilmek için.

Zihninin ötesindeki Sen’le tanışmak için..

Biraz duralım mı?

Ne dersin?

Kıymet bilir miyiz?

Kıymet bilir miyiz?

Kıymetini bil yavrum, derlerdi büyüklerimiz; o derin bakışlar, bilge ses tonunun ardında ne tecrübeler, ne pişmanlıklar, ne kırgınlıklar saklanırdı. Ya da biz ne olduğunu anlamadan ‘bunlar kıymet bilmez!’ diye postayı koyarlardı 🙂
Haksızlar mıydı dersin?

Neyin kıymetini bilmeli insan acaba?
Aldığı nefesin, sağlığın mı?
Henüz delirmemiş olmanın mı?
Sevdiklerinin mi?
Hayatta olmanın mı?

Hangi birini bilelim ayol !
Bütün bu koşturmacanın, kargaşanın, kötülüğün arasında yaşarken.

Henüz sahip olamadığımız bir sürü şey varken. İşimiz gücümüz yokmuş gibi duralım kıymet bilelim. Oldu!                                                                                                                   Neden daha zengin, daha güzel, yakışıklı, daha uzun ya da kısa, daha zayıf ya da kilolu, daha başarılı, daha da daha değilim?
Daha da daha olunca; daha mutlu, huzurlu, sevgi dolu, neşeli olabilir miyim?                  Ben daha bi ben olabilir miyim? Şimdi nasılım peki? Şimdiki benin kıymetini bilebilir miyim? Bilmeden nasıl ‘daha bi ben’ olabilirim?                                                                             Bir deneyelim bakalım neyin, nasıl kıymetini bilebilirim?

Kendinin kıymetini bil!                                                                                                       Ne güzel bir gülümsemen var farkında mısın? Sevdiğin şeyleri yaparken nasıl da parlıyorsun? Bazen hiç tanımadığın bir insana, bir çiçeğe, gökyüzüne, bir kedi yavrusuna bakarken kalbinden sonsuz bir sevgi yayılıyor, o küçücük bedenin tüm evrene yetebilecek sevgiyi nasıl taşıyor, şaşırmıyor musun?                                                                           Bunun kıymetini bile bilir misin?                                                                                       İşte bu sevgiyle sana bakan insanlar da var. Onları göremiyor musun?
Gözlerinin kıymetini bil, görürler, kulakların işitir güzel sesleri izin ver, yüreğin hisseder sevgiyi, kıymetini bilirsen eğer.

2016-08-21 17.45.18Kıymet bilenlerin kıymetini bil!                                                                                        Sen-Ben ayrımı yapmadan insana kıymet verenler de var. Vallaha :)Kendindeki kıymetin sende, sendeki kıymetin onda olduğunun farkındadır. Ne senden esirger, ne de kendinden, hayatı paylaşmayı bilir, sevmeyi, eğlenmeyi, hüzünlenmeyi, birlikte olmanın kıymetini bilir.
Güzel insanlar her yerde karşına çıkabilir, yeter ki uzakta olduğunda bildiğin kadar yanındayken de bil kıymetini, ki anlaman için uzaklaşman gerekmesin.

Kıymet bilmeyenlerin ……… ( boşluğu istediğiniz gibi doldurabilirsiniz 🙂
Yok yok. Onların da kıymetini bil. Kıymet bilmenin değerini hatırlattıkları için, kıymet bilmemenin insana neler yaptığını gösterdikleri için. Senin önce kendine kıymet vermen gerektiğini hatırlattıkları için.

Zamanın kıymetini bil!                                                                                             Şimdinin, şu anın kıymetini bil, her ne oluyorsa şimdide oluyor.                                   Hayatın telafisini sadece şu an yapabilirsin ne geçmişte ne gelecekte. Anın kıymetini bil.
Kendi hayatının kıymetini bilmek, kendini bilmek, değerlerinin, isteklerinin farkında olmak, hayatın hakkını vermekmiş.
Kendi kıymetini bilmek sadece kendine odaklı olmak değil, önce kendinin sonra etrafında olup bitenlerin farkında olmakmış.
Zihinlerimiz hızla koşturmak isterken, durmanın, durup ruhunun sesini duyabilmenin kıymetini bil.
Aşkın, Koşulsuz Sevginin kıymetini bil.                                                                       Dünyayı ayakta tutuyorlar. Her yan beton doluyken, bir boşluk bulup açabilen çiçeğin, sana göz kırpan, yüzünü güldüren, umudunu yeşertenlerin kıymetini bil.

Sebepsiz yere gülümsüyorsan, kahkaha atarken karnın ağrıyorsa, hıçkıra hıçkıra ağlıyorsan kıymetini bil.
Acı çekiyorsan, kalbin daha da büyümek, genişlemek, güçlenmek istiyor, izin ver ve kıymetini bil.

Hah tamam bildim! Kıymetini biliyorum deyince, oluyor mu acaba?                                     Aldığın her nefesin hakkını ver mesela, nasıl bir hayat yaşamak, nasıl bir dünya görmek istiyorsan etrafında, önce sen başla, harekete geç, küçücük de olsa bir adım at.                 Ağaçlar kesilsin istemiyor musun? Sen ağaç dik. Çocuklar ağlamasın istiyorsan, güldür onları. İnsanlar kötü mü davranıyorlar, sen nasıl olmasını istiyorsan öyle davran. Yalnız mı hissediyorsun, birine yalnız değilsin de, yanında ol, elini tut. İnsanlar insanları öldürmeye devam ediyorlar, çok acı biliyorum ve elinden bir şey gelmediği için, üzgün, öfkeli ve hatta hayatta olduğun için suçlu bile hissediyorsun. Sen yaşat, insanları yaşatmak için ufacık da olsa bir adım at. Hala nefes alıyorsan bir sebebi vardır mutlaka, hakkını ver, kıymetini bil.

Büyükler tam olarak bunları mı demek istemişlerdi acaba? Kim bilir? Şimdilik jetonlar buralara düştü 🙂 Arada düşen jetonların ve büyüklerin kıymetini bilelim o zaman.


 

Korkuyorum, çok üzgünüm, farkındayım ve umudum var

Korkuyorum, çok üzgünüm, farkındayım ve hala umudum var

Korkuyorum yalan yok!
Her gece yatarken ertesi güne yeni bir patlama, çatışma, vahşet haberiyle başlamaktan korkuyorum.
Sevdiklerime zarar gelecek diye, yanıbaşımda yada dünyanın öbür ucunda masum bir insan zarar görecek diye korkuyorum.
Acı katlanarak büyüyecek diye korkuyorum.
Kirli oyunlar peşinde olanlar, masum, saf, sevgi dolu bakışlara şaşkınlık ve korku salacaklar diye korkuyorum.
O anlarda çekilen fotoğraflara içim kan ağlarken çaresizce bakmaktan korkuyorum.
Bu çaresizliğin öfke tohumlarına dönüşmesinden korkuyorum.
Ülkemin, dünyanın geleceğinden, geleceğimizin karanlığa gömülmesinden korkuyorum.

Çok üzgünüm..
İnsan hayatına değer verilmeyişine şahit olduğum için üzgünüm.
Hayatını kaybeden 1 kişi de 100 kişi de olsa artık yas tutamayışımıza üzgünüm.
Suçluyu, haini bulma çabası hırstan gözü kararmış yaratıklara dönüştürüyor bizleri, çok üzgünüm.
Tarihimizde birer kara leke diye andığımız, kınadığımız, dehşet, vahşet, katliamların sadece birer olay olmadığı, her an yeniden hortlayabilecek bir zihniyetin eseri olduğuyla yüzleşiyoruz çok üzgünüm.
İnsanların maneviyatı, inançları, kökeni kirli bir oyuna alet edildiği için çok üzgünüm.
Birlikte yaşayamadığımız için, birbirimize saygımızı yitirdiğimiz için, kardeşinin canı yanarken, hayatını, sevdiğini kaybetmişken, sözde zafer kutlamaları yapıldığı için çok üzgünüm.

Farkındayım..
Bu bir oyun farkındayım.
Çok kirli bir oyun farkındayım.
Taraf olmaya, diğer tarafa öfke duymaya, bu öfke ile hırslanıp hain avına çıkmaya, biz kazandık biz haklıyız demek uğruna bütün insani değerlerini masaya yatırmaya zorlandığımız bir oyun bu farkındayım.
Kendini sadece ve sadece ötekileştirdiği üzerinden varedebilen, üretmekten, değer yaratmaktan yoksun bir bilinçle karşı karşıyayız farkındayım.
Bu insanın kendiyle en büyük sınavı ve bu sınavın bedeli çok ağır oluyor farkındayım.
Bu bilinç eninde sonunda kendini yok eder, bu büyük bir girdaba dönüşür ve etrafında ne var ne yoksa kendiyle birlikte sürükler farkındayım.
Bu girdaba sürüklenirken tutunabileceğimiz tek şey vicdanımız farkındayım.

Hala umudum var..
En zifiri karanlıkta bile parlayan ışıktan umudum var.
Hala ‘kardeşim’, ‘yapmayın’, ‘yardım edin’, ‘sakin olun’, ‘affedin’ diyebilen sesini duyuyorum, girdabın ortasında vicdanına tutunmuş, bu oyunun parçası olmayı kabul etmeyen seni görüyorum.
Senden yana umudum var.
Ne olursa olsun insani değerlerinden vazgeçmeyen sen.
Sevgiden, barıştan yana olan, vicdanına tutunan senden umudum var.
Bu yangın yerinin ortasında bir damla su, bu karanlığın içinde ufacık bir ışık da olsan sen kocaman bir umutsun.
Yalnız değilim, sen varsın, umudum sensin.
O yüzden korkuyorum, çok üzgünüm, farkındayım ve umudum var..

en ilginç karşılaşmayı kendinle yaşarsın ve muhteşem bir yolculuk başlar..